İşe alımda, adayın ihtiyaç duyulan bilgi ve beceri düzeyine sahip olması beklenir. Ancak bunun dışında işin gerektirdiği tutuma sahip olması da çok önemlidir. İdeal olan, bilgi, beceri ve tutum üçlüsünün adayda istenen düzeyde bulunmasıdır.
Bu konunun daha iyi anlaşılması için “Kırmızı Işık” örneği sıkça anlatılır. Örneğe göre:
Bir sürücü adayının kırmızı ışık yandığında durmadan geçmesinin üç ihtimali olabilir:
1. İhtimal📖: Kırmızı ışıkta durması gerektiğini bilmiyordur. Kırmızı ışığın anlamını anlatırsınız ve bir daha bu hatayı tekrarlamaz. Bu bilgi eksikliğidir ve çözümü kolaydır.
2. İhtimal🛠️: Kırmızı ışıkta durması gerektiğini biliyordur fakat araç kullanma konusunda yeterli pratiğe sahip olmadığı için duramamış ve kırmızıda geçmiştir. Bu durum beceri eksikliğidir. Çözümü bilgi eksikliğine göre nispeten daha zordur fakat mümkündür. Tolere edilebilir.
3. İhtimal🦁: Aday kırmızı ışıkta durması gerektiğini biliyordur, yeteri kadar pratiği de vardır, hatta sürüş konusunda pek beceriklidir ancak kural tanımaz tutumda olduğu için durmak istemez ve kırmızıda geçer. Bu tolere edilemez ve çözümü imkansıza yakındır.
Arabalar ve kurallar konusunda ne kadar bilgisi olursa olsun, araç kullanmayı ne kadar iyi biliyor olursa olsun, eğer kişinin karakteri bu örnekteki gibi kural tanımaz ve sabırsız ise bu kişi doğru bir şoför adayı değildir. Kimse kendisini böyle bir şoförün kullandığı araçta güvende hissedemez.
Bu konuda başka bir örnek daha verecek olursak, içe dönük, asosyal ve sözlü iletişimi zayıf bir avukat düşünün. Önemli bir davanın kaderini teslim eder miydiniz? Eminim kimse etmezdi. Peki sizce müvekkilleriyle, hakimle doğru iletişim kuramayan bu avukatın başarılı bir kariyeri olabilir mi? Ya da mutlu bir meslek hayatı? Hayır!
Ancak bu kişinin avukatlık mesleğinde başarısız olması onun hiçbir işte başarılı olamayacağı anlamına elbette gelmez. Bu mizaç, masa başında uzun süre odaklanmayı gerektiren yazılım mühendisliği gibi meslekler için daha uygundur. Bu durumda, avukatlıkta onu başarısız yapan mizaç, yazılım mühendisliğinde onu ileri taşıyacak bir itici güç görevini görür.
Kur’an-ı Kerim’de de İsra Suresi 84. ayette bu konuya işaret edilerek, “De ki: ‘Herkes kendi mizaç ve karakterine göre iş yapar.’ Rabbiniz kimin doğru bir yol tuttuğunu çok iyi bilmektedir.” buyrulmuştur. Mizaç ve karakterine göre iş yapılması gerektiği ayet-i celile ile ifade edilmiştir.
Mizaç ya da karakter bilgi ve beceriye göre gelişmesi zor olduğu, değişme ihtimali çok düşük ve meşakkatli bir konu olduğu için işverenler, hali hazırda istenen karakterde olan çalışanları bulmaya çok dikkat eder. Değişme ihtimali olsa dahi hiçbir işveren ya da yönetici bu uğraşa girmek istemez. Yaptığımız iş mizacımıza uygun değilse, uzun vadede meslekte mutlu olmamız da mümkün değildir çünkü insan mutlu olmadığı bir işte de başarılı olamaz. Klasik tabirle kişinin her sabah işe giderken ayakları geri geri gider.
Peki bu durumda biz ne yapabiliriz?
Kendimizi tanımak için çaba sarf etmeliyiz. Mizacımıza, karakterimize uygun olan işlerin neler olduğuna dair kafa yormalıyız. En çok kendi farkındalığımızı kazanmak için mesai harcamalıyız. Ve sonunda Acar Baltaş’ın da dediği gibi, hayallerimizi hoşumuza gitmiyor olsa bile yorganımıza göre uzatmalıyız. Acı reçeteleri kabul ederek gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Mizacımızla, yaşımızla, sağlığımızla, ekonomik imkanlarımızla, bilgi ve becerilerimizle uyumlu olmayan hedeflerden uzaklaşmalıyız.🏃♂️
Özetle, hedeflerimizi, kendi mizacımız ve hali hazırda sahip olduklarımız ile gerçeklik zemininde belirlemeliyiz. Elbette farkındalığı erken yaşlarda kazanmak ve kendini tanımak, bir insanın hayatındaki en doğru adımlardan biridir. Ancak herkes bu kadar erken yaşta farkındalık kazanamayabilir. Yaşımız kaç olursa olsun bu farkındalığı kazanmak mecburiyetindeyiz. Ancak bu sayede gerçekçi olmayan boş hayaller peşinde koşmak yerine, daha ulaşılabilir ve somut hedeflere odaklanarak mutlu bir hayat sürebiliriz.

